Bilim vatandaşları 6 milyar sene sonra Hayat 'nın büyük ihtimal yok olacağına inanıyor. Güneş sönerken kızıl bir deve dönüşüp gezegenimizi yutunca… Halbuki Hayat, güneş sistemindeki gezegenlerden yalnızca biri ve Güneş, galaksideki milyarlarca yıldızdan biri ve aşamanın yalnızca görebildiğimiz bölümünde surat milyarlarca galaksi var. Onların sonu ne türlü olacak? Evren ne türlü sona erecek? Bu konuda daha az düşünce birliği var. Üstelik aşamanın ani ve kesinlikle bir sonu olacak mı yoksa ağır ağır mı kaybolacak onu da bilmiyoruz. Şuanki fizik bilgimiz aşamanın altüst oluşuna işaret eden ansızın çok senaryo sunuyor.
BÜYÜK DONMA
Evrenin sonu ile alakalı önce ipucu termodinamiğe, başka bir deyişle sıcaklık devinim bilimine dayanıyor. Fakat aşamanın ısıya dayalı ölümünden ateşte yanıp kavrulma anlaşılmamalı . Tersine sıcaklık farklarının ölümü olarak düşünülmeli. Bu kulağa daha az korkunç gelse de esasında sıcaklık ölümü yanıp kül olmaktan daha berbat. Nedeni Ise hayattaki her şey sıcaklık farklılığı gerektirir. Mesela arabanın çalışması amaçlı motorun içinin dışından daha ateş gibi olması gerekir. Yediğimiz besinler güneş ile aşamanın öbür kısımları arasındaki kocaman sıcaklık farkı nedeni ile vardırlar. Fakat evrende sıcaklık ölümü baş gösterdiğinde her yerde her şey benzer ısıda olacaktır. Her yıldız can verecek, her madde çürüyecek, geriye parçacıklardan ve ışınımdan meydana gelen seyrek bir kaos kalacaktır. Üstelik bu karmaşanın enerjisi de aşamanın genişlemesi nedeni ile her geçen gün son bulacak, her şey anında hemen sıfıra indirgenmiş olacaktır.
Galaksiler birbirinden uzaklaşıyor.
'Büyük Donma' bitiminde evren, her yanı soğumuş, ölü ve boş bir duruma gelecektir. 1800'lerde termodinamik bilimi geliştikten sonra, aşamanın fakat bu şekilde sona ereceği düşünülüyordu. Fakat 100 sene öncesinde Albert Einstein'in geliştirdiği genelizafiyet kuramı evren amaçlı daha berbat bir son öngörüyordu.
Genel izafiyet, madde ve enerjinin uzayı ve vakti yamultup çarpıttığını dile getiriyor. Uzay-zaman ve madde-enerji arasındaki bu ilişki tüm evren amaçlı geçerlidir. Einstein'a yönelik evrendeki maddeler aşamanın son kaderini belirleyecektir.
BÜYÜK ÇÖKÜŞ
Bu teoriye yönelik evren bir tüm olarak ya genişliyor ya da daralıyordur; benzer büyüklükte kalamaz. 1917'de bu akıbete varan Einstein bizzat teorisine inanmakta güçlük çekiyordu. 1929'da Amerikan gökbilimci Edwin Hubble aşamanın genişlediğine işaret eden kanıtları belirtti. Şayet evren genişliyorsa bir zamanlar şimdikinden daha minik olmalıydı. Bunun Için dayanarak Kocaman Patlama kuramı ortaya sürüldü: bir zamanlar b enzersiz minik durumda olan evren kısa zamanda genişlemişti. Bu Kocaman Patlama'dan geriye olan parıltıyı bu sabah dahi kozmik mikrodalga arka tasarı radyasyonda, semanda her istikamette görülen radyo dalgalarında görebiliriz. O takdirde aşamanın sonu temel bir suale bağlı: Evren genişlemeye aynı ritimde devam edecek ve bu genişleme ne hızda olacak?Madde ve ışık benzeri normal birşeyler içerir bir evren amaçlı bu problemin cevabı ne civarı şey olduğuna ilişkili. Daha fazla şey daha çok yerçekimi demektir ki bu da şeyleri birbirine gerçek çekerek genişlemeyi yavaşlatır. Bu şeylerin ölçüsü ciddi eşiği geçmediği müddetçe evren sonsuza civarı genişlemeye aynı ritimde devam edecek ve bitiminde sıcaklık ölümüyle donma noktasına gelip yok olacaktır. Fakat çok şey varsa evrende genişleme yavaşlayacak ve son bulacaktır. Sonra evren gittikçe küçülmeye başlayacak, ısınacak, yoğunlaşacak ve içerisine çökecek, başka b ir deyişle Kocaman Patlamanın tersine Kocaman Çöküş yaşanacaktır.
20. asrın kocaman bölümünde astrofizikçiler bu senaryoların hangisinin gerçekleşebileceği ile ilgili emin değildi. Bunun amaçlı uzayda ne civarı şey olduğunu tespit etmeye çalıştılar. O ciddi eşiğe çok yakın olduğumuz sonucuna vardılar. Başka Bir Deyişle aşamanın sonu belirsizliğini koruyordu. Fakat 20. asır bitiminde durum değişti. 1998'de birbiriyle rekabet halinde durumda olan iki ayrı astrofizikçi ekibi şaşırtıcı bir duyuruda bulundu: aşamanın genişlemesi hızlanıyordu.
Normal madde ve enerji aşamanın bu şekilde davranmasına yol açmazdı. Bu "karanlık enerji" olarak dile getirilen yeni bir enerji türünün varlığını haber veriyordu. Karanlık enerji evreni genişletiyordu. Onun ne olduğu ile ilgili tam olarak fazla bir şey bilmiyoruz ama evrendeki enerjinin yüzde 70'inin karanlık enerji olduğu ve bu oranın gittikçe arttığı düş ünülüyor. Karanlık enerjinin varlığı, evrendeki şeylerin miktarının onun son kaderini belirlemeyeceğini gösteriyordu. Tersine evreni bu karanlık enerji kontrol ediyor, onun genişlemesini bir çok kez hızlandırıyordu. Bu ise Kocaman Çöküş senaryosunu devre dışı bırakıyordu. Fakat bu 'Büyük Donma'nın kaçınılmaz olması anlamına da gelmiyor. Diğer olasılıklar da olanaklı.
BÜYÜK DEĞİŞİM
Evrenin sonu ile alakalı ileri sürülen bir diğer teori ise kozmosun değil de atom altı parçacıkların incelenmesine dayanıyor. Bilim kurgu romanlarına özgü bir teoriye benzetilen bu teori aşamanın sonuna işaret eden en tuhaf öngörüleri içeriyor.
Saf suyu tertemiz bir cam bardağa koyup sıfırın altı bir dereceye civarı soğutursanız su donma noktasının altında dahi süper soğuk bir takdirde sıvı olarak kalmaya aynı ritimde devam edecektir. Suda rastgele bir parçacık olmadığı ve bardakta da pürüz bulunmad ığı amaçlı buzun oluşması olanaklı olmayacaktır. Fakat bardağa bir tane buz kristali bıraktığınızda su hızla donacaktır.
Aynı şey uzayda da olabilir. Kuantum fiziğine yönelik, tümüyle bol bir vakumda az miktarda enerji vardır. Fakat daha az enerjisi durumda olan diğer bir vakum da olabilir. Başka Bir Deyişle evren bir bardak süper soğuk su gibidir. Fakat daha az enerjili vakumun bir 'baloncuğu' baş gösterinceye civarı varlığını sürdürecektir. Neyse ki bildiğimiz böylesi bir baloncuk yok. Fakat kuantum fiziğine yönelik, daha düşük enerjili bir vakum var ise, onun bir baloncuğu bir gün evrende bir yerde ortaya çıkacaktır. Bu ise yeni vakumun, çevrenindeki önceki vakumu 'dönüştürmesine' neden olacaktır; fakat baloncuk hemen hemen ışık hızıyla genişleyeceği amaçlı gelişini göremeyeceğiz. Bu baloncuğun içerisinde her şey, elektron benzeri temel parçacıkların özellikleri tümüyle başka olabilir. Bu ise k imya yasalarının yeniden yazılması ve üstelik atomların oluşmasının önlenmesi anlamına gelebilir. Bu 'Büyük Değişim'de insanlar, gezegenler ve üstelik yıldızlar yok olacaktır. Bu değişimin sonrasında karanlık enerji de büyük ihtimal başka hareket edecek, aşamanın genişlemesini hızlandırma yerine evreni kendisine çekerek Kocaman Çöküş'e yol açabilecektir.
BÜYÜK PARÇALANMA
Dördüncü ihtimal ise yine karanlık enerjiyle alakalı. Çok spekülatif ve ihtimal dışı görülse de tam olarak tümüyle bertaraf edilmiş değil. Karanlık enerji sandığımızdan daha güçlü olabilir ve Kocaman Değişim, Donma ya da Çökme olmadan da bizzat başına evrene son verebilir.
Karanlık enerjinin ilginç bir özelliği vardır. Evren genişledikçe yoğunluğu sabit kalır. Başka Bir Deyişle hacmi artan evrende benzer yoğunluğu korumak amaçlı her geçen gün daha çok karanlık enerji belirir. Bu ilginç olsa da rastgele bir fizik kuralına aykırı değildir. Peki evren genişledikçe karanlık enerjinin yoğunluğu da artsa, başka bir deyişle karanlık enerjinin artış ölçüsü aşamanın genişlemesinden daha yüksek hızda olsa ne olur? Robert Caldwell'in "hayalet karanlık enerji" adını verdiği bu hipotez evren amaçlı hepten ilginç bir son öngörüyor. Bu Sabah amaçlı karanlık enerjinin yoğunluğu Hayat'nın yoğunluğundan, üstelik Hayat'dan daha az yoğun durumda olan Samanyolu galaksisinin yoğunluğundan daha düşük. Fakat her geçen gün hayalet karanlık enerjinin yoğunluğu arttıkça evreni parçalayabilir.
'Büyük Parçalanma' sonucu gezegenler ve yıldızlar parçalanabilir.
Bu teoriye yönelik hayalet karanlık enerji Samanyolu galaksisini parçalayıp içerisinde bulunan yıldızları savuracak, sonra da karanlık enerjinin çekim gücü Güneş'in Hayat üzerindeki çekim gücünden fazla olduğu amaçlı güneş sistemi bozulacak, Hayat patlayacak, aşamanın patlamasından anında öncesinde de atomlar parçalanacaktır. Caldwell bunun için Kocaman Parçalanma adını veriyor, fakat bu teorinin saçmalığını bizzat de kabul ediyor.
HİÇ ÜMİT YOK MU?
Bütün bu teorilerden yola çıkarak aşamanın sonunu büyük ihtimal bir Kocaman Donma, sonrasında gelen Kocaman Değişim ve son noktayı koyacak durumda olan bir 'Büyük Çöküş'e bağlamak olanaklı. Fakat bunlar trilyonlarca sene sonrasında yaşanabilecek türden olaylar. İnsanın endişelenmesini gerektirmiyor başka bir deyişle. Aslında o tarih gelmeden öncesinde insanın yaşayacağı genetik değişim büyük ihtimal onu tanınmaz kılacaktır. Fakat insan ya da diğer bir zeka sahibi canlı tüm bu olaylardan kurtulabilir mi?
Fizikçiler karanlık enerjinin keşfinden sonra belli bir süre daha karamsar bakıyor aşamanın sonu meselesine. Aşamanın genişlemesi hızlanıyorsa öbür galaksilerden uzaklaşacağız ve alabileceği miz enerji gittikçe azalacak demektir. Fakat bu hızlanmanın nedenini bilmediğimiz amaçlı genişlemenin aynı ritimde devam edip etmeyeceğini de bilmiyoruz. Fakat evren genişledikçe hızlanmanın da yavaşlayacağına inanılıyor. O zaman daha umut var demektir.
Peki genişleme yavaşlamaz ya da Kocaman Değişim gelirse ne olur? Bir Takım fizikçiler çılgın bir öneri getiriyor: Aşamanın sonundan kurtulmak amaçlı laboratuvarda bizzat evrenimizi kurup içerisine atlamak. Fakat bunun günümüz teknolojisinin çok ötesinde bilgiyi ve kocaman miktarda enerji gerektireceğini, üstelik fizik kurallarının bunun için izin vereceğinden dahi emin değiller. Şuan Için bu varsayım Doctor Who senaryolarına özgü görünüyor.
Birden fazla evren ve bir çok kez oluşmakta durumda olan yeni evrenler olabilir.
Fakat bir diğer yol daha olabilir. Bu yaklaşım ise aşamanın önce genişlemesinin bir balon benzeri ani 'şişme' sonucu olduğu teoris inden yola çıkarak bu şişmenin tekrarlanmasını öngörüyor. Üstelik bu teoriye yönelik, bizim bulunduğumuz evren pekçok evrenden yalnızca biri ve bu çoklu evrende tek tek evrencikler var. Bizimki donsa dahi çoklu evren sonsuza civarı var olmaya aynı ritimde devam edecek ve ortaya çıkan yeni evrenciklerde yeni yaşamlar olacaktır. (BBC Türkçe, Dergi )