16 Haziran 2015 Salı

Evrenin sonu nasıl gelecek İşte dört ayrı teori...



Bilim vatandaşları 6 milyar sene sonra Hayat 'nın büyük ihtimal yok olacağına inanıyor. Güneş sönerken kızıl bir deve dönüşüp gezegenimizi yutunca… Halbuki Hayat, güneş sistemindeki gezegenlerden yalnızca biri ve Güneş, galaksideki milyarlarca yıldızdan biri ve aşamanın yalnızca görebildiğimiz bölümünde surat milyarlarca galaksi var. Onların sonu ne türlü olacak? Evren ne türlü sona erecek? Bu konuda daha az düşünce birliği var. Üstelik aşamanın ani ve kesinlikle bir sonu olacak mı yoksa ağır ağır mı kaybolacak onu da bilmiyoruz. Şuanki fizik bilgimiz aşamanın altüst oluşuna işaret eden ansızın çok senaryo sunuyor.

BÜYÜK DONMA

Evrenin sonu ile alakalı önce ipucu termodinamiğe, başka bir deyişle sıcaklık devinim bilimine dayanıyor. Fakat aşamanın ısıya dayalı ölümünden ateşte yanıp kavrulma anlaşılmamalı . Tersine sıcaklık farklarının ölümü olarak düşünülmeli. Bu kulağa daha az korkunç gelse de esasında sıcaklık ölümü yanıp kül olmaktan daha berbat. Nedeni Ise hayattaki her şey sıcaklık farklılığı gerektirir. Mesela arabanın çalışması amaçlı motorun içinin dışından daha ateş gibi olması gerekir. Yediğimiz besinler güneş ile aşamanın öbür kısımları arasındaki kocaman sıcaklık farkı nedeni ile vardırlar. Fakat evrende sıcaklık ölümü baş gösterdiğinde her yerde her şey benzer ısıda olacaktır. Her yıldız can verecek, her madde çürüyecek, geriye parçacıklardan ve ışınımdan meydana gelen seyrek bir kaos kalacaktır. Üstelik bu karmaşanın enerjisi de aşamanın genişlemesi nedeni ile her geçen gün son bulacak, her şey anında hemen sıfıra indirgenmiş olacaktır.

Galaksiler birbirinden uzaklaşıyor.

'Büyük Donma' bitiminde evren, her yanı soğumuş, ölü ve boş bir duruma gelecektir. 1800'lerde termodinamik bilimi geliştikten sonra, aşamanın fakat bu şekilde sona ereceği düşünülüyordu. Fakat 100 sene öncesinde Albert Einstein'in geliştirdiği genelizafiyet kuramı evren amaçlı daha berbat bir son öngörüyordu.

Genel izafiyet, madde ve enerjinin uzayı ve vakti yamultup çarpıttığını dile getiriyor. Uzay-zaman ve madde-enerji arasındaki bu ilişki tüm evren amaçlı geçerlidir. Einstein'a yönelik evrendeki maddeler aşamanın son kaderini belirleyecektir.

BÜYÜK ÇÖKÜŞ

Bu teoriye yönelik evren bir tüm olarak ya genişliyor ya da daralıyordur; benzer büyüklükte kalamaz. 1917'de bu akıbete varan Einstein bizzat teorisine inanmakta güçlük çekiyordu. 1929'da Amerikan gökbilimci Edwin Hubble aşamanın genişlediğine işaret eden kanıtları belirtti. Şayet evren genişliyorsa bir zamanlar şimdikinden daha minik olmalıydı. Bunun Için dayanarak Kocaman Patlama kuramı ortaya sürüldü: bir zamanlar b enzersiz minik durumda olan evren kısa zamanda genişlemişti. Bu Kocaman Patlama'dan geriye olan parıltıyı bu sabah dahi kozmik mikrodalga arka tasarı radyasyonda, semanda her istikamette görülen radyo dalgalarında görebiliriz. O takdirde aşamanın sonu temel bir suale bağlı: Evren genişlemeye aynı ritimde devam edecek ve bu genişleme ne hızda olacak?Madde ve ışık benzeri normal birşeyler içerir bir evren amaçlı bu problemin cevabı ne civarı şey olduğuna ilişkili. Daha fazla şey daha çok yerçekimi demektir ki bu da şeyleri birbirine gerçek çekerek genişlemeyi yavaşlatır. Bu şeylerin ölçüsü ciddi eşiği geçmediği müddetçe evren sonsuza civarı genişlemeye aynı ritimde devam edecek ve bitiminde sıcaklık ölümüyle donma noktasına gelip yok olacaktır. Fakat çok şey varsa evrende genişleme yavaşlayacak ve son bulacaktır. Sonra evren gittikçe küçülmeye başlayacak, ısınacak, yoğunlaşacak ve içerisine çökecek, başka b ir deyişle Kocaman Patlamanın tersine Kocaman Çöküş yaşanacaktır.

20. asrın kocaman bölümünde astrofizikçiler bu senaryoların hangisinin gerçekleşebileceği ile ilgili emin değildi. Bunun amaçlı uzayda ne civarı şey olduğunu tespit etmeye çalıştılar. O ciddi eşiğe çok yakın olduğumuz sonucuna vardılar. Başka Bir Deyişle aşamanın sonu belirsizliğini koruyordu. Fakat 20. asır bitiminde durum değişti. 1998'de birbiriyle rekabet halinde durumda olan iki ayrı astrofizikçi ekibi şaşırtıcı bir duyuruda bulundu: aşamanın genişlemesi hızlanıyordu.

Normal madde ve enerji aşamanın bu şekilde davranmasına yol açmazdı. Bu "karanlık enerji" olarak dile getirilen yeni bir enerji türünün varlığını haber veriyordu. Karanlık enerji evreni genişletiyordu. Onun ne olduğu ile ilgili tam olarak fazla bir şey bilmiyoruz ama evrendeki enerjinin yüzde 70'inin karanlık enerji olduğu ve bu oranın gittikçe arttığı düş ünülüyor. Karanlık enerjinin varlığı, evrendeki şeylerin miktarının onun son kaderini belirlemeyeceğini gösteriyordu. Tersine evreni bu karanlık enerji kontrol ediyor, onun genişlemesini bir çok kez hızlandırıyordu. Bu ise Kocaman Çöküş senaryosunu devre dışı bırakıyordu. Fakat bu 'Büyük Donma'nın kaçınılmaz olması anlamına da gelmiyor. Diğer olasılıklar da olanaklı.

BÜYÜK DEĞİŞİM

Evrenin sonu ile alakalı ileri sürülen bir diğer teori ise kozmosun değil de atom altı parçacıkların incelenmesine dayanıyor. Bilim kurgu romanlarına özgü bir teoriye benzetilen bu teori aşamanın sonuna işaret eden en tuhaf öngörüleri içeriyor.

Saf suyu tertemiz bir cam bardağa koyup sıfırın altı bir dereceye civarı soğutursanız su donma noktasının altında dahi süper soğuk bir takdirde sıvı olarak kalmaya aynı ritimde devam edecektir. Suda rastgele bir parçacık olmadığı ve bardakta da pürüz bulunmad ığı amaçlı buzun oluşması olanaklı olmayacaktır. Fakat bardağa bir tane buz kristali bıraktığınızda su hızla donacaktır.

Aynı şey uzayda da olabilir. Kuantum fiziğine yönelik, tümüyle bol bir vakumda az miktarda enerji vardır. Fakat daha az enerjisi durumda olan diğer bir vakum da olabilir. Başka Bir Deyişle evren bir bardak süper soğuk su gibidir. Fakat daha az enerjili vakumun bir 'baloncuğu' baş gösterinceye civarı varlığını sürdürecektir. Neyse ki bildiğimiz böylesi bir baloncuk yok. Fakat kuantum fiziğine yönelik, daha düşük enerjili bir vakum var ise, onun bir baloncuğu bir gün evrende bir yerde ortaya çıkacaktır. Bu ise yeni vakumun, çevrenindeki önceki vakumu 'dönüştürmesine' neden olacaktır; fakat baloncuk hemen hemen ışık hızıyla genişleyeceği amaçlı gelişini göremeyeceğiz. Bu baloncuğun içerisinde her şey, elektron benzeri temel parçacıkların özellikleri tümüyle başka olabilir. Bu ise k imya yasalarının yeniden yazılması ve üstelik atomların oluşmasının önlenmesi anlamına gelebilir. Bu 'Büyük Değişim'de insanlar, gezegenler ve üstelik yıldızlar yok olacaktır. Bu değişimin sonrasında karanlık enerji de büyük ihtimal başka hareket edecek, aşamanın genişlemesini hızlandırma yerine evreni kendisine çekerek Kocaman Çöküş'e yol açabilecektir.

BÜYÜK PARÇALANMA

Dördüncü ihtimal ise yine karanlık enerjiyle alakalı. Çok spekülatif ve ihtimal dışı görülse de tam olarak tümüyle bertaraf edilmiş değil. Karanlık enerji sandığımızdan daha güçlü olabilir ve Kocaman Değişim, Donma ya da Çökme olmadan da bizzat başına evrene son verebilir.

Karanlık enerjinin ilginç bir özelliği vardır. Evren genişledikçe yoğunluğu sabit kalır. Başka Bir Deyişle hacmi artan evrende benzer yoğunluğu korumak amaçlı her geçen gün daha çok karanlık enerji belirir. Bu ilginç olsa da rastgele bir fizik kuralına aykırı değildir. Peki evren genişledikçe karanlık enerjinin yoğunluğu da artsa, başka bir deyişle karanlık enerjinin artış ölçüsü aşamanın genişlemesinden daha yüksek hızda olsa ne olur? Robert Caldwell'in "hayalet karanlık enerji" adını verdiği bu hipotez evren amaçlı hepten ilginç bir son öngörüyor. Bu Sabah amaçlı karanlık enerjinin yoğunluğu Hayat'nın yoğunluğundan, üstelik Hayat'dan daha az yoğun durumda olan Samanyolu galaksisinin yoğunluğundan daha düşük. Fakat her geçen gün hayalet karanlık enerjinin yoğunluğu arttıkça evreni parçalayabilir.

'Büyük Parçalanma' sonucu gezegenler ve yıldızlar parçalanabilir.

Bu teoriye yönelik hayalet karanlık enerji Samanyolu galaksisini parçalayıp içerisinde bulunan yıldızları savuracak, sonra da karanlık enerjinin çekim gücü Güneş'in Hayat üzerindeki çekim gücünden fazla olduğu amaçlı güneş sistemi bozulacak, Hayat patlayacak, aşamanın patlamasından anında öncesinde de atomlar parçalanacaktır. Caldwell bunun için Kocaman Parçalanma adını veriyor, fakat bu teorinin saçmalığını bizzat de kabul ediyor.

HİÇ ÜMİT YOK MU?

Bütün bu teorilerden yola çıkarak aşamanın sonunu büyük ihtimal bir Kocaman Donma, sonrasında gelen Kocaman Değişim ve son noktayı koyacak durumda olan bir 'Büyük Çöküş'e bağlamak olanaklı. Fakat bunlar trilyonlarca sene sonrasında yaşanabilecek türden olaylar. İnsanın endişelenmesini gerektirmiyor başka bir deyişle. Aslında o tarih gelmeden öncesinde insanın yaşayacağı genetik değişim büyük ihtimal onu tanınmaz kılacaktır. Fakat insan ya da diğer bir zeka sahibi canlı tüm bu olaylardan kurtulabilir mi?

Fizikçiler karanlık enerjinin keşfinden sonra belli bir süre daha karamsar bakıyor aşamanın sonu meselesine. Aşamanın genişlemesi hızlanıyorsa öbür galaksilerden uzaklaşacağız ve alabileceği miz enerji gittikçe azalacak demektir. Fakat bu hızlanmanın nedenini bilmediğimiz amaçlı genişlemenin aynı ritimde devam edip etmeyeceğini de bilmiyoruz. Fakat evren genişledikçe hızlanmanın da yavaşlayacağına inanılıyor. O zaman daha umut var demektir.

Peki genişleme yavaşlamaz ya da Kocaman Değişim gelirse ne olur? Bir Takım fizikçiler çılgın bir öneri getiriyor: Aşamanın sonundan kurtulmak amaçlı laboratuvarda bizzat evrenimizi kurup içerisine atlamak. Fakat bunun günümüz teknolojisinin çok ötesinde bilgiyi ve kocaman miktarda enerji gerektireceğini, üstelik fizik kurallarının bunun için izin vereceğinden dahi emin değiller. Şuan Için bu varsayım Doctor Who senaryolarına özgü görünüyor.

Birden fazla evren ve bir çok kez oluşmakta durumda olan yeni evrenler olabilir.

Fakat bir diğer yol daha olabilir. Bu yaklaşım ise aşamanın önce genişlemesinin bir balon benzeri ani 'şişme' sonucu olduğu teoris inden yola çıkarak bu şişmenin tekrarlanmasını öngörüyor. Üstelik bu teoriye yönelik, bizim bulunduğumuz evren pekçok evrenden yalnızca biri ve bu çoklu evrende tek tek evrencikler var. Bizimki donsa dahi çoklu evren sonsuza civarı var olmaya aynı ritimde devam edecek ve ortaya çıkan yeni evrenciklerde yeni yaşamlar olacaktır. (BBC Türkçe, Dergi )

81 yaşındaki HES karşıtı nine jandarma dövüp copunu kırmış!



RADİKAL - Şimşirli'deki HES mücadalesi, 2013'te başladı. Köylüler, 18 Ağustos 2013'te HES'i ihtarname amaçlı şantiyeye civarı yürüdü. Şantiyeye girip işaret levhalarını ve dubaları dereye attıkları, çalışan kişilere argo ettikleri iddia edilen beşi kadın 39 köylüye Türk Hüküm Kanunu'nun (TCK) 125/4. maddesine göre 'alenen zincirleme kötü söz' suçundan 4, TCK'nın 117. ve 119. maddesine göre 'iş ve iş hürriyetinin ihlali' suçundan 4 ve TCK'nın 15bir. maddesi layıkıyla 'mala kayıp verme' suçundan üç seneye civarı mapus cezası istemiyle dava açıldı. Kadınlara cop ve gazlarla müdahale edip eşleriyle beraber döven jandarmalar ile ilgili araştırma desturu verilmedi.

Bu dava sürerken, Rize İdare Mahkemesi 4 Kasım 2014'te HES'e verilen ÇED'i iptal etti. Ancak firma, çalışmalarına aynı ritimde devam etti. ÇED'de "inşaat evresin de ifade edilecek patlatma işlemleri fauna türlerinin üreme dönemleri (mart-haziran arası) ve sucul ekosistemde yer alan canlıların üreme dönemleri (eylül-aralık aylar arası) dışarısında gerçekleştirilecek, bu dönemlerde patlatma yapılmayacak" denildiği takdirde firma, Etraf ve Şehircilik Bakanlığı'ndan müsaade alıp patlatmaya aynı ritimde devam etti. Rize İdare Mahkemesi kararı iptal ettiyse de hüküm kararına uyulmadı. En bitiminde 28 Mayıs 2014'te köyün su borusu patlatıldı. 5 köylü şantiyede reaksiyon gösterince 'alenen zincirleme kötü söz' suçundan 4, 'iş ve iş hürriyetinin ihlali' suçundan iki seneye civarı mapus cezası istemiyle dava açıldı.

VELAYET HAKLARININ ALINMASI İSTENİYOR

bu sırada, kaymakamlığın köylülere laf vermesine nazaran patlatmalar 31 Mayıs'ta da aynı ritimde devam edince köylü bayanlar çay bahçelerine değil, şantiyeye yürüdü ve şantiyenin karşısında oturma eylemi yapı ldı. Jandarmalar 20 dolaylarında köylü kadına cop ve biber gazlarıyla müdahale edince erkekler davranış geçti. Annelerinin ve eşlerinin yardımına giden erkekler de jandarmadan dayak yedi. Vilayet, jandarmalar ile ilgili araştırma desturu vermezken; 43 jandarma ve şantiye çalışanının şikayeti sonucu olarak 17'si kadın 36 köylü ile ilgili üçüncü dava açıldı.

Bu defa köylüler "jandarmanın cop ve kalkanları kırıldığı" amaçlı 'kamu malına kayıp verme' suçundan 4, "şirkete ilişkin kamyonun camı kırıldığı ve çevredeki dikkat levhalar kayıp gördüğü" amaçlı 'mala kayıp verme' suçundan üç, "jandarmalara alenen zincirleme kötü söz edildiği" iddiasıyla 4, "çalışmayı engelledikleri" iddiasıyla 4, "işçilerin ayrılmalarına müsaade vermeyerek, sopayla birden bir sürü kişiyi tehdit ettikleri ve hürriyetinden mahrum bıraktıkları" iddiasıyla on, "kamu görevlisine tabancayla direnmek" iddiasıyla 4 buçuk s eneye civarı mapus cezası istemiyle Rize bir. Asliye Hüküm Mahkemesi'nde dava açıldı. İddianamede 54 yaşlarındaki Ayhan Yağcı isimli bayanın copla, 50 yaşlarındaki Havva Bir'in boruyla jandarmaya vurduğu, Hatice Uzunca'un ise askeri kovaladığı öne sürüldü.

Sanıklar arasında; 81 yaşlarındaki Fatma Uzunca, 76 yaşlarındaki Hatice Zehir, 65 yaşlarındaki Hamide Yazıcı, 74 yaşlarındaki Yakup Galip ve 69 yaşlarındaki Osman Altıntaş da bulunuyor. Maznunların tamamı aile ve akrabalardan oluşuyor. Mesela, eskiyen muhtar Ali İhsan Uzunca, eşi Gülseren ve çocukları Memiş, Melek ve Serdar Uzunca da davanın sanıklar içinde bulunuyor. Hatice Uzunca ile erkek çocukları Osman ve Volkan Uzun; Nermin ve Cavit Bir çifti ile erkek çocukları Umut; Hava ve İlhan Muti çifti; Hava ve Bahri Bir çifti; Melek Korkmaz ve oğlu Adil; Emine ve Yüksel Yılmaz çifti; Sema Nebat Demir ve oğlu Burak; Hatice Uzunca ve kızı Elif... Maznunların vel ayet haklarının ellerinden alınması isteniyor..

Mahkeme, bu dava ile 5 köylünün yargılandığı 2. davayı birleştirdi. Davanın ilk duruşması ise bugün görülüyor. Bununla Beraber, 39 köylü hakkındaki birinci davanın beşinci duruşmasına da bugün aynı mahkemede, Rize bir. Asliye Hüküm'da aynı ritimde devam ediliyor.

Kırmızı çizgiler yerine opsiyon



KOALİSYON pazarlığında kartlar açılırken, kilit konumdaki AK Parti'nin opsiyonları da netleşmeye başlismi.

Olası ortak yönetim pazarlıklarını baştan kilitlememek amacıyla eskiden izah eden 'kırmızı çizgiler' söylemini esneten Ak Parti'nin en mühim öncelikleri aralarında Cumhurbaşkanlığı'nı tartıştırmamak, Paralel Yapıyla mücadele, Çözüme Giden Yol ve dev yatırımların sürdürülebilirliğini de içeren ekonomi idaresi bulunuyor.

EN KALIN ÇİZGİ SARAY'DA

Ancak Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun "Kırmızı çizgilerimiz yok, ilkelerimiz var" sözlerine uyarı çekilerek, bu önceliklerde pazarlığı kilitlemeyecek çeşitli formüllere kapı aralanabileceği yorumları yapılıyor. Cumhurbaşkanı'nın meşruiyeti polemik dışı tutulsa da tek ortak yönetim hükümetinde, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda Kabine toplantıları da dahil olmak üzere Cumhu rbaşkanlığı'nın rolünün eskisi benzeri ağırlıklı olmayacağına uyarı çekiliyor.

MÜCADELEYE YENİ FORMAT

Aynı biçimde Çözüme Giden Yol ve Paralel Mimari'yla maçta şekil ve metot değişikliklerine kapı aralık tutuluyor. Paralel Mimari operasyonları alanında bürokrasiden uzaklaştırılan isimlerin yeniden dönüşüne şüphesiz karşın çıkılırken, bundan sonraki maçın yeni ortağın da katılımıyla çeşitli tek formatta sürdürülebileceğine işaret ediliyor. Çözüme Giden Yol'nin ise CHP'li tek hükümette bu partinin de talebi doğrultusunda Parlamento eksenli devamının sağlanabileceği, MILLIYETÇI HAREKET PARTISI'li tek hükümette ise sorun yaşanabileceği, fakat yeniden de ismi konmadan tek takım adımlar atılabileceği öngörülüyor.

YÜCE DİVAN PAZARLIĞI

Koalisyon pazarlıklarında mukassi tek başlığı da 4 bakanla alakalı araştırma komisyonlarının yeniden kurulup kurulmayacağıyla takip sizlikle sonuçlanan 17-25 Aralık soruşturmalarının yeniden açılıp açılmayacağı konuları oluşturacak. Bakanlara Yüce Divan yöntemini açabilecek araştırma komisyonlarının kurulmasına ateş gibi bakılmıyor. Fakat "Bir önergeyle bunların oluşturulması olası, o vaziyette esasen bu konu spontane ortak yönetim pazarlığı dışına çıkmış olacak" görüşleri doğrultusunda, bunu pazarlığın tek unsuru olmaktan çıkaracak formüllere de açık duruluyor. 17-25 Aralık soruşturmalarının yeniden açılmasına da ateş gibi bakılmıyor.

OYA YÖNELIK BAKANLIK

Dönüşümlü başbakanlık formüllerine kapı kapatılırken, bakanlık dağılımının da edinilen oy oranına yönelik olması isteniyor. Ekonomi idaresinin yanında İçişleri, Adalet, Ulusal Öğrenim ile dev yatırımları yürüten Eriştirme ve Şehircilik benzeri yatırımcı bakanlıklarda ısrarcı olunacak. Süreci tıkaması şeklinde ekonomi idaresinin paylaşılmas ı, İçişleri ile Adalet Bakanlıkları konusundaki tek kilitlenmede ise İçişleri'nden vazgeçilebileceği söyleniyor. Dışişleri'nin ortağa bırakılabileceği, böylelikle harici politikadaki mukassi başlıklarda tek makas değişikliği amacıyla vesile oluşturabileceği değerlendirmeleri de yapılıyor. AK Parti'nin, Diyanet'in yeniden Başbakan'a ilişkili olması, Vakıflar Evrensel Müdürlüğü'nün de kendilerinde kalması konularında da ısrarcı olması bekleniyor.

CHP'den ‘Maydonoz’lu 14 ilke



CHP Evrensel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin mümkün devlet senaryolarındaki pozisyonunu, 14 ilke çerçevesinde bilgisini verdi, tüm politik öncülere, "Lütfen her biri bizzat ilkelerini meydana koysun. İlkelerimizi koyalım, hangi partilerle ilkelerimiz bağdaşıyorsa oturalım tek arada. Kısır çekişmeleri de bırakalım" daveti inşa etti.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın rolüne de 14 ilke aralarında koltuk verici Kılıçdaroğlu, "Cumhurbaşkanı şüphesiz anayasal hudutları içerisine çekilmeli. O mevki her şeye maydanoz meydana gelen tek mevki değildir. Cumhurbaşkanımız'nın anayasal kısıtlar içerisine çekilmesi bizim basit ilkelerimizden biri" dedi. CUMHURIYET HALK PARTISI Parti Meclisi'nin açılışında konuşan Kılıçdaroğlu, ilkelerini kısacası şu şekilde açıkladı:

Kılıçdaroğlu'nun konuşmasında tek sürü kocaman tek eksiklik keşfe ttim1- HAKLAR DEVLETİ: Can ve mal güvenliğimizi güvence altına alacak hukukun üstünlüğüne dayalı tek haklar sistemi. Bu meydanda tüm tahribatları yok etmeliyiz ve yine yapmalıyız.

2- DARBE YASALARI: 12 Eylül darbe kanunları tamamıyla değişmeli, yüzde 10 tercih barajı, YÖK belası... 12 Eylül darbe hukukunu değiştirmek, parlamenter rejimimizi güçlendirmek manasına geliyor. Politik partiler yasasını değiştirmek, önder sultasını ortadan kaldırmak zorundayız.

3- SİYASİ AHLAK YASASI: Politikanın ne civarı kirlendiğini sokaktaki yurttaş da biliyor. Şüphesiz politik ahlak kanunu çıkmalı, siyaset arınmalı. Siyaset namuslu kişilerin görevi olmalıdır.

4- TOPLUMSAL DEVLET: 17 milyon fakirin meydana geldiği tek Ülkemiz'ye hiç kimse 'Güçlü devlettir' diyemez. Biz kuvvetli tek toplumsal devlet için aşağı parametrelerimizi de belirledik: Emekliye 2 aylık ikramiye. Rençper için mazotun bir.5 TL olması, taş eron sisteminin kaldırılması. En Az fiyatın 1500 TL olması.

5- REISICUMHUR ERDOĞAN: Cumhurbaşkanımız şüphesiz anayasal hudutları içerisine çekilmelidir. O mevki her şeye maydanoz meydana gelen tek mevki değildir. Her konuda görüş beyan eden tek mevki değildir. Az konuşur, öz konuşur. Konuşurken 77 milyon insan dikkatle dinler. Cumhurbaşkanımız'nın anayasal kısıtlar içerisine çekilmesi bizim basit ilkelerimizden, önceliklerimizden. Hele hele ortak yönetim müzakerelerinin aynı ritimde devam ettiği bu aşamada kendi birinci aktör olarak meydana çıkması kabul edilemez.

6- ÖRTÜLÜ ÖDENEK: Örtülü ödeneği tek birey kullanır, o da Başbakan'dır. Başbakan'ın namusuna havale edilen tek paradır. İki birey örtülü ödeneği kullanıyorsa devlette 2 başlılık var demektir. Başbakan'dan saklı Cumhurbaşkanımız ne türlü örtülü ödenek kullanacak? Bunun da kaldırılması lazım.

7- DIŞ POLİTİKA: Ülkemiz nihai 13 senede dünyadan soyutlandı. Ülkemiz'yi harici siyasette kritik açmazların içerisine soktular, çıkamıyorlar. Bu süreçten çıkmanın tek ve malum adresi CUMHURIYET HALK PARTISI'dir.

8- GENÇLER İÇİN: Gençleri potansiyel suçlu olarak gören tek siyasal düşünceyi hiçbir zaman ve hiçbir zaman kabul etmiyoruz. Hiçbir alan Ülkemiz'de gençlere yasaklanmamalıdır. Konuşan ve üreten tek Ülkemiz, gelişen tek Ülkemiz, özgürlüğü tadan tek Ülkemiz.

9- YASAKLAR: Yasakları azalan, insanlara, insan haklarına hürmet duyan, bağımsızlık sahasını hızla genişleten tek Ülkemiz talep ediyoruz biz.

10- BASıN ÖZGÜRLÜĞÜ: Basın özgürlüğü, olmazsa olmaz koşullarımızdan birisidir. İktidarda kim olursa olsun TRT, iktidarın borazanı olmaktan çıkarılmalıdır. TRT Evrensel Müdürü tek siyasal iktidarın keyfine göre atanmamalıdır. Siyasal iktidarın sopası meydana gelen tek RTÜK modelini kabul etmiyoruz. < br>
11- VERGİ DENETİMİ: Vergi denetimleri siyasal otomobil olarak hiçbir zaman kullanılmamalı, vergi araştırma personeli siyasal iktidarın sopası, işadamlarını terbiye etme arabayı olmamalıdır. İş dünyasına açık çağrı yapıyoruz. İş dünyasının da teminatı biziz.

12- KESİN HESAP KOMİSYONU: Kesin Hesap Komisyonu TÜRKIYE BÜYÜK MILLET MECLISI'de kurulmalıdır. Her kuruş verginin hesabı parlamentoda verilmelidir.

13- ANAYASA: Çağdaş, ek olarak özgürlükçü tek anayasaya ihtiyacımız var. Özellikle anayasa değişikliklerinde yargı özgürlüğüne ve tarafsızlığına ihtiyacımız var. HSYK'yı ikiye ayırmalıyız. Bakan ve onun müsteşarı bu kurullarda vazife yapmamalıdır.

14- YOLSUZLUKLARLA MÜCADELE: Yolsuzluklarla mücadele olmazsa olmazımızdır. Yolsuzluk yapanların bundan sonra konuşmaya yüzlerinin olmaması lazım. Ar damarı çatlamış tek siyaset kabul etmiyoruz. m Okan KONURALP/ANKARA
< br>Bizimle ne görüşecek

Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın "Hükümeti kurma görevlendirmesi yapmadan bir önce öncülerle müzakere planım var" açıklamasını da "CUMHURIYET HALK PARTISI'nin Ortak Yönetim İlkeleri" kapsamında yanıtladı. Kılıçdaroğlu kısacası şunları söyledi:

"Koalisyon görüşmelerini yapacak birey, Sayın Cumhurbaşkanımız'nın görev vereceği kişidir. Bizimle ne görüşülecek? Niye ortak yönetim yapmıyorsunuz mu diyecek? Ortak Yönetim müzakerelerinin de öyle saklı kapaklı ortamlarda olması tek sürü şık değildir. Bunlara bizim kapımız kapalı. Açık, şeffaf düşüncelerimizi kamuoyuyla paylaşacağız. Nedeni Ise biz aklımızla, sağduyumuzla ve mantığımızla hareket ediyoruz. Ülkemizin çıkarlarını her şeyin önünde tutuyoruz.

Bu seçimin tek özelliği eşit olmayan koşullarda gerçekleşmesiydi. Benzer tek tabloyu 1980 sonrasında yapılmış olan seçimlerde de gör müştük. İkinci özelliği, bu seçimlerde 'Hiçbir kişiye, aileye, zümreye imtiyaz tanınamaz' ilkesinin geniş vatandaşlar kesimlerince onaylanmış olmasıdır. Üçüncü özelliği bu seçimlerin, 12 Eylül darbe hukukuna ciddi tek darbeyi indirmiş olmasıdır. Yüzde 10 tercih barajını çekip tek tarafa atmış olmasıdır.

Hiçbir partiyi ve o partiye oy verici yurttaşlarımızı yok sayamayız, saymamalıyız. Ne etnik kimliği ne inancı ne de yaşam tarzı buna bağlı olarak tek partiyi, tek kitleyi yok saymak en kocaman tehlikedir."

15 Haziran 2015 Pazartesi

Yılın transfer bombası Arda Turan!



Transferde atağa kalkan AC Milan'ın yepyeni hedefinin Futbolcu Arda Turan meydana geldiği öne sürüldü.

Serie A'da Geçen sezonu 10. sırada istemeyince Milan, Taylandlı yatırımcı Bee Taechaubol'un kulübün paylarının yüzde 47'sini 470 milyon Avro'ya almasıyla beraber transferde atağa kalktı. Porto'dan Jackson Martinez'in transferinde sona iştirak eden dev ekip sürpriz bir transfere ek olarak imzasını atabilir.

İspanyol As gazetesinin haberine yönelik Milan, Futbolcu Arda Turan'ın transferi amaçlı düğmeye bastı. Yıldız oyuncunun menajeri Ahmet Bulut ile temas kuran İtalyan ekibi transferi bir an öncesinde sonlandırmak istiyor. Bununla Beraber Arda'ya yabancı kulüplerin de alakasının meydana geldiği ancak şu anne civarı en kritik teklifin Milan'dan geldiği belirtiliyor.

BONSERVİSİ TAM 41 MİLYON EURO!

Gazetenin haberine yönelik Milan, Arda'ya s enelik 3 milyon Avro teklif etti. Futbolcu Arda Turan'ın mukavele fesih bedeli ise tam 41 milyon Avro.

DEVLERİN GÖZDESİ MARTINEZ, MILAN'DA!

Atletico Madrid ile ligi 3. sırada istemeyince Futbolcu Arda Turan şayet Milan'a taşıma olursa geliyor olacak sezon Avrupa kupalarında boy gösteremeyecek. Taşıma amaçlı hükmünde bu konunun epeyce ciddi olması bekleniyor. (Radyospor )

Sudan lideri ülkesine geri gidiyor



Sudanlı diplomatik kaynaklar, Güney Afrika'da mahalli mahkemenin "yurt dışına çıkma yasağı" koyduğu Hükümet Başkanı Ömer el-Beşir'in, Johannesburg'dan terk ederek Sudan'ın başkenti Hartum'a davranış ettiğini belirtti.

Güney Afrika'da tek savcılık, 25. Afrika Birliği Doruğu'ne teşrif etmek üzere bu ülkede yer alan Sudan Hükümet Başkanı Ömer el-Beşir ile ilgili belli bir süre olarak ülke dışına çıkma yasağı getirmişti.

Nisan ayı içinde yapılmış olan seçimle tekrar Sudan Hükümet Başkanı seçilen Beşir, merkezi Hollanda'nın Lahey şehrinde yer alan UCM aracılığıyla savaş ve insanlığa karşın suçlar işlemekle itham ediliyor. Savcılık, Darfur'da birden fazla bireyin yaşamını kaybettiği çatışmalarda sorumluluğu yer aldığı gerekçesiyle Beşir ile ilgili 2009 ve 2010'da 2 yakalama kararı çıkartmıştı.

UCM'den daha evve l yapılmış olan açıklamada, Afrika Birliği Doruğuna katılması beklenen Beşir'in Güney Afrika'da gözaltına alınması istek edilmişti.

Beşir, geçen gün muhabirine yaptığı açıklamada, ile ilgili verilen "ülke dışına çıkma" yasağıyla alakalı, Afrikalı liderlerin vesayeti reddettiğini ifade ederek "Uluslararası Hüküm Mahkemesi sona ermiştir, Güney Afrika Doruğu de onun cenaze ve defin törenidir" diye konuşmuştu.

SUDAN LİDERİ BEŞİR'E UCM KISKACI